
Kıskançlık, sevilen birisinin başkasıyla paylaşılmasına katlanamamaktır. Kıskançlığın, içgüdüsel yani doğuştan getirdiğimiz genlerimize şifrelenmiş olduğu ileri sürülmektedir. Yaşamın her döneminde görülebilir; ancak çocuklukta biraz daha yoğun yaşanabilmektedir. Bu duyguyla ilk tanışma, iki yaş civarındadır. Doğal, evrensel ve insanı oldukça mutsuz eden bir duygudur. Önemli olan, ne boyutta yaşandığıdır. Çocuk, herkesin kendisinden daha iyi olduğunu ve kendisinin herkesten daha çok sevildiğini düşünmeye başlar.
Özellikle küçük çocuklarda yeni doğan kardeşi kıskanma, kimi zaman yaşamı etkileyecek ve davranış bozukluğuna neden olacak derecede yoğun bir duygu olabilmekte ve yardım gerektiren bir hal alabilmektedir.
Yeni bir kardeşin doğumu çocuğun; ilgi ve koruyuculuk, sıkıntı ve kıskançlık gibi çelişkili duygular yaşamasına neden olur. Artık eskisi kadar sevilmeyeceği korkusu daha anne hamileyken başlayabilir. "Sakın endişe etme, seni de bebek kadar seveceğiz" cümlesi iyi niyetli olsa da çocuğun, anne babanın sevgisi için kardeşiyle yarışmasına yol açabilir. "Sessiz ol, kardeşin uyuyor" gibi sözlerle çocuğun yaşantısını bebeğe göre ayarlamak kıskançlığı tırmandıracaktır.
Sevginizin eşit olduğunu göstermeye çalışmak yerine; her çocuğa, birbirinden ayrı olarak, sadece kendisine özel bir sevgi duyulduğunu göstermek daha doğru olacaktır.